Baştan belirtmem gerekir ki bu yazı oldukça negatif ögeler içerisinde barındırmaktadır.
Virüsün ülkeye girişi üzerinden bir hafta geçmişti. Evde üniversite sınavlarına hazırlandığım için tam olarak sosyal yaşama hakim değildim. Hala odamdaydım ve çalışmaya devam ediyordum diyebilirim. Hiç farketmedim yaklaşık on gün kadar uykusuz kaldığımı(2-3 saat günlük belki) , su içmeyi unuttuğumu da.
Annem beni ziyarete geldi ve bir şeylerin yanlış gittiği anlaşıldı. Annemi duyuyor fakat iki üç dakika sonra kendisine manasız bir cevap veriyordum. Babam odaya girdiğinde babamı görememeye seçememeye başladığımı farkettim. Tek bir cümle çıktı ağzımdan 'insanlar kapanıyor!' , müthiş bir telaş ile aileme beni hastaneye götürmelerini direttim. Bir yere gidiyordum ve geri dönebilir miyim bilmiyordum. Yolculuk boyunca halüsinasyonlar gördüm işler berbat bir hal alıyordu. İnsan böyle bir durum yaşadığında ağlamıyor, alarm veriyor sadece.
Hastaneye kendi isteğimle giriş yaptım, MR lar, tetkiklerden ziyade acildeki diğer hastaların durumu benim ruhsal dalgalanmamda daha etkiliydi. Virüsün en haşin davrandığı dönemdi, yanımda yatan hasta solunum cihazına bağlıydı ve altına yaptı, ben yapmışım gibi tuvalete koştum. Farkındalığım, empatlığım korkunç bir seviyedeydi ve vizyonlar devam ediyordu. Bir şekilde o cehennemden çıktım ve yatışım gerçekleşti, ablamın benim için yaptığı müthiş saks mavisi bir eşofman takımı kombiniyle.
Hayatımın en unutulmaz anını adımımı atar atmaz yaşadım. Şizofreni hastası olduğunu sonradan öğrendiğim X bana kollarını açtı ve şöyle söyledi.
-Hooşgeldin
-Hoşbulduk dedim ve telaşlı bir biçimde korkunç bir gerçeği keşfetmişcesine biraz da bağırarak
-İstediğimiz her şeyi yapabiliriz biliyorsun dimi dedim. Bizi ayırdılar ve odalarımıza götürdüler.

Odada uyuyabilmenin huzurunu yaşıyordum. Bir yanım da buradaki doktorlardan ziyade hastalardan (tırnak içinde) daha çok şey öğreneceğimi söylüyordu.