Merhabalar sevgili Mental Mosaic okurları , Anlamlanlandırıyoruz serimizin birinci yazısının konusu kaygılarımız ve kaygılarımızın hayatımıza verdiği yollar.
Heyecanların tanımında olduğu gibi ,kaygının da tanımını yapmak zordur. Kaygı şu heyecanlardan birini içerebilir. Üzüntü, sıkıntı, başarısızlık duygusu, sonucu bilememe ve yargılanma.
Heyecanların nedenlerini bireyin çevresini algılayış tarzından ayırmak imkansızdır . Belirli bir ortam içinde kendisini güven altında ve huzurlu hisseden bireyde kaygı ve korku olmaz. Diğer taraftan aynı çevredeki başka bir birey , çevreyi tehlikeli bulabilir ve bu algılamayla ilgili heyecanlar yaşayabilir. Hangi sosyal ortamın nasıl algılanacağını içinde yetiştiğimiz kültür bize öğretir. Bu nedenle, hangi ortamın hangi tür kaygı yaratacağı bir kültürden diğerine farklı olabilir. Ancak, bütün toplumlar için geçerli bazı genellemeler yapmak olanağı vardır. Bu genellemeler, kaygı duygusunun ortaya çıkmasına yol açan ortamlardaki bazı ortak yönleri belirtir. Desteğin çekilmesi, olumsuz bir sonucu beklemek, iç çelişkiler , belirsizlik gibi.
Kaygı nedir biraz da olsa anlamış olduk. Kaygı ne zaman başlar? Kaygı ile mi doğarız ? İnsan yaşam deneyimleri kaygıyı büyütüp geliştirebilir mi? Yaşamış olduğumuz bir olay korku mekanizmasıyla eşleşir ise kaygı ortaya çıkar. Örneğin iki farklı bebek düşünün. Bu bebekler annelerinin böcek ile karşılaştığında böceğe tiksinti duyması ve duymaması durumuna göre iki farklı davranışı benimseyecektir. Yani gözlem yoluyla öğreneceklerdir. Bebeklerden biri böceğe karşı fobi geliştirirse yaşamış olduğu fobi korku mekanizmasıyla eşleşince, bu durumda kaygı durumu meydana gelir. Bebek büyüdüğünde ,yaşam deneyimleriyle, böcek ve benzeri nesneler ile karşılaşırsa ,bu kişi korku geliştirebilir. Bu durumda önceki kaygı tekrar açığa çıkar yani kaygı korku mekanizması ile eşleşmiş olur.
Kaygı ve kaçınma arasında bir ilişki vardır. Bize kaygı veren nesnelerden uzaklaştıkça kaygımızın azaldığını görürüz fakat bu şekilde bilişimiz kaçınma güdüsünü rahatlama olarak eşleştirir.biz uzaklaştıkça kaygı bizden uzaklaşmaz . O içimizde hep vardır fakat rahatladıkça kaygının bizden gittiğini düşünürüz. Bu rahatlama aslında anlık bir duygudur.
Beynimize günde binlerce veri giriş çıkışı olur. Beynimiz bizim kontrol edemediğimiz biçimde sürekli çalışır. Bazı düşünce kalıpları zihnimizde dönüp durur. Bu düşüncelerin yanlış olduğunu bilsek bile bu engellenebilir bir durum değildir. Bu bilişsel gerçekliği yansıtmayan cümleler sürekli olarak kaygımızı canlı tutar . Peki böyle zamanlarda kaygımızı azaltmak için neler yapabiliriz?
Bizler nasıl kaygılı olmayı öğreniyorsak olmamayı da öğrenebiliriz :
• Bazı yüzleştirme teknikleri ile
• Yanlış olduğunu bildiğimiz düşüncelerimizi yeniden yapılandırmaya çalışarak
• Nefes egzersizleri ile
Kaygı durumumuzun üstesinden gelebiliriz.
Unutulmamalıdır ki kaygılı olmamak da öğrenilebilir. Kaygılı olmamayı öğrenmek için bazı egzersizler:
•kaygı anında bedenimizi ve zihnimizi yatıştırmak için nefes egzersizleri bizlere ufak bir mola sağlar . Dört saniye boyunca nefesimizi alıyoruz. Dört saniye boyunca nefesimizi tutuyoruz ve altı saniye boyunca da nefesimizi veriyoruz .Bu gibi nefes egzersizlerine kaygı anlarında on dakikamızı ayırmak bizi rahatlatacaktır.

•kaygılıyken kaçınma davranışlarımız neler bunları tespit edeceğiz ve bunları ,kendimizi kaygılı hissettiğimiz an kendimize ufak bir mola sağlayıp kendimize sorular sorup cevaplandıracağız . Örneğin çevrede şu an gördüğün 3 şeyi say en sevdiğin 3 yemeği say ya da en sevdiğin 3 rengi say şeklinde soru cevaplar kaygı anında bize ufak molalar sağlayabilir.
•gün içinde kendimize kaygı zamanı ayırabiliriz. Örneğin gün içinde sadece 15 dakikamızı kaygılarımızı düşünerek geçirebiliriz .Bu şekilde kaygılarımızı daha kontrol altına alabiliriz.
•kaygılı hissettiğimiz için kaçındığımız durumları belirliyoruz. Ve adim adım kaçındığımız şeyleri kontrollü bir şekilde yapmayı deniyoruz .Unutmayalım ki kaygı kaçtıkça büyür yüzleştikçe ise azalır.